9 Şubat 2023 Perşembe

BRICS ÜLKELERİ

 


BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti) terimi, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın ekonomilerini kastetmek için kullanılır. BRICS, bu ülkelerin İngilizce isimlerinin baş harflerinden oluşur (Brasil, Russia, India, China, South Africa). BRICS ülkeleri hızlı bir gelişim içerisindedirler ve 2050 dünyasında önemli konumları bulunacaktır.

2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı. Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir. 2009’dan beri BRICS ülkeleri yıllık olarak resmi zirvelerde temaslarını sürdürmektedirler. Bu zirvelerden sonuncusu 9. BRICS Ülkeleri Zirvesi Eylül 2017’de Çin’in ev sahipliğiyle Xiamen şehrinde yapıldı. Bir sonraki zirve ise Temmuz 2018’de Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yapılacak. BRICS ülkeleri terimi Güney Kore, Meksika, Türkiye gibi BRICS ülkeleriyle daha sonra ekonomik iş birliği veya ortaklık yapma kararı almış ülkeleri kapsamamaktadır. 2015 yılı itibarıyla beş BRICS ülkesi dünya nüfusunun 3.1 trilyonunu (%41’ini) temsil etmektedir. 24. sırada olan Güney Afrika Cumhuriyeti dışında tüm üyeler nüfuslarına göre ülkeler sıralamasında ilk 10’da bulunmaktadır. 2018 yılı itibarıyla bu beş ülke toplamda 18 trilyon $ GSYİH’ye sahipler. Bu rakam dünya üzerinde 2018 yılı içerisinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin değer toplamının yaklaşık %23.2’sini oluşturmaktadır. Hızla büyümekte olan ekonomilere sahip olan bu ülkeler son yıllarda övgülere olduğu kadar eleştirilere de konu oldular. BRICS ülkeleri arasındaki ikili ilişkiler eşitlik, karşılıklı olarak devlet işlerine karışmama ve ortak fayda ilkeleri üzerine kuruludur.

Kuruluşu

“BRIC” terimi 2001 yılında o zamanki Goldman Sachs Yatırım Bankası başkanı Jim O’Neill tarafından, Building Better Global Economic BRICs isimli yayınında ortaya atılmıştır.. Orijinal dört üyenin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) dışişleri bakanları Eylül 2006’da New York’ta buluştular. Tam kapsamlı bir diplomatik buluşma 16 Haziran 2009’da Rusyanin Yekaterinburg şehrinde gerçekleşti.

Birinci BRIC ülkeleri zirvesi

Yine 16 Haziran 2009’da Yekaterinburg’da Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin liderleri Luiz Inácio Lula da SilvaDmitri MedvedevManmohan Singh ve Hu Cintao’nun katılımıyla BRIC ülkelerinin ilk resmi zirvesi gerçekleşti. Zirvenin temel maddeleri küresel ekonomik durumu iyileştirme, küresel finans kurumlarını geliştirme ve gelecekte bu dört ülkenin daha çok iş birliği yapması yönünde alınan kararlardı. Aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin uluslararası arenada kendilerine nasıl daha çok yer bulabilecekleri de tartışma konuları arasındaydı. Yekaterinburg zirvesi sonrasında BRIC ülkeleri yeni bir küresel para birimine olan ihtiyaca dair beyanda bulundular.. Rusya’nın daha önceki söylemlerinin aksine bu beyan direkt olarak Amerikan dolarını hedef almıyordu; ancak bu açıklama dolar ve diğer büyük para birimlerinde kısa süreli dalgalanmaların oluşmasına sebep oldu.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin katılması

2010 yılında Güney Afrika BRIC grubuna katılma yönündeki girişimlerini başlattıktan sonra aynı yılın Ağustos ayında resmi katılım süreci de başladı. 24 Aralık 2010 tarihinde, BRIC ülkeleri tarafından gruba resmi olarak davet edildikten sonra Güney Afrika üye devlet statüsüne kavuştu. Bu gelişme üzerine, grubun genişlemiş üye sayısını yansıtmak adına, grubun adı BRICS olarak değiştirildi. Nisan 2011’de Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma Çin’in Sanya şehrinde gerçekleşen 3. BRICS zirvesine tam üye sıfatıyla katıldı.

Önemli gelişmeler

BRICS Forumu, 2011 yılında bağımsız bir uluslararası kuruluş olarak BRICS ülkeleri arasındaki ticari, siyasi ve kültürel işbirliğini teşvik etmek adına kuruldu. 2012 Haziranında BRICS ülkeleri IMF’’nin kredi verme gücünü artırmak amacıyla 75 milyon $ katkıda bulunacağını açıkladı. Ancak bu katkı karşılığında IMF’nin karar verme sürecinde kendilerinin lehine değişiklikler yapılması talep edildi. 2013 yılının Mart ayında, Güney Afrika’nın Durban şehrinde düzenlenen 5. BRICS zirvesinde, üye devletler “Batılı ülkelerin egemenliğindeki” IMF ve Dünya Bankası’na rakip olabilecek bir uluslararası finansal kuruluş kurmaya karar verdiler. Bu zirvede temeli atılan bu kuruluş, 2014 yılında kurulacak olan Yeni Kalkınma Bankası’ydı. 2013 yılındaki zirve sonrasında liderlerin Yeni Kalkınma Bankası’nın kuruluşu için son düzenlemelerin yapıldığına dair açıklamalarına karşın, yük paylaşımı ve yeni bankanın genel merkezinin hangi şehirde olacağına dair anlaşmazlıklar bu süreci yavaşlattı. 15 Temmuz 2014 tarihinde Brezilya’nın Fortaleza şehrinde düzenlenen 6. BRICS zirvesinin ilk gününde uzun süreli müzakerelere konu olan Yeni Kalkınma Bankası’nı oluşturacak anlaşma imzalandı. 2015’in Mart ayında Morgan Stanley Hindistan ve Endonezya’nın gerekli ekonomik reformları gerçekleştirerek ‘kırılgan beşli’ (fragile five) grubundan sıyrıldığını açıkladı. ‘Kırılgan beşli’, gelişmekte olup aynı zamanda zayıf para birimlerine sahip beş ülkeyi tanımlamak için kullanılır. Bu terim, ilk kez 2013 yılında BrezilyaHindistanEndonezyaGüney Afrika ve Türkiye için kullanılmıştı. 2015 yılı itibarıyla Endonezya ve Hindistan, 2017 itibarıyla ise Güney Afrika ve Brezilya gerekli düzenlemelerin tamamını yaparak bu grupta anılmamayı başardı. 2017 yılında yenilenen ‘yeni kırılgan beşli’ grubunda Türkiye, ArjantinPakistanMısır ve Katar’ın yanında yeniden yerini altı.

Potansiyel üyeler

AfganistanArjantinLübnanEndonezyaMeksika ve Türkiye daha önce BRICS grubuna tam üyeliğe olan ilgilerini dile getirdi. İranMısırNijeryaSudanSuriye ve en son olarak Bangladeş ve Yunanistan ise BRICS grubuna katılma yolunda adım atabileceklerini dile getirdiler.

Türkiye ve BRICS ilişkileri

Son yıllarda Türkiye’de siyasi çevrelerde BRICS grubuna tam üye olunması gerekliliği sık sık dile getirildi. Özellikle Türkiye ve Rusya arasındaki uçak krizi sonrasında son derece gerilen siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerin normalleşmeye başlaması ve özellikle 2013 sonrasında son derece gerileyen Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri sonucunda BRICS üyeliği konusu daha da önem kazanmaya başladı. Dönemin başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek, 2017 yılında BRICS ülkelerinin vereceği projelerden ve fonlardan yararlanmak amacıyla Türkiye’nin ciddiyetle tam üye olma gerekliliğini gözden geçirdiğini dile getirdi.

Katılımcı liderler

|
Michel Temer, Devlet Başkanı Xi Jinping October 2013 (cropped).jpg|
Şi Cinping, Devlet Başkanı Jacob Zuma 2014 (cropped).jpg|
Jacob Zuma, Cumhurbaşkanı PM Modi 2015.jpg|
Narendra Modi, Başbakan Vladimir Putin - 2006.jpg|
Vladimir Putin, Devlet Başkanı

Zirveler

BRICS üyesi ülkeler 2009 yılından bu yana her yıl toplanırlar.BRIC olarak 2009 ve 2010 yılında yapıldı. Güney Afrika'nın katılmasıyla beş üyeli olarak (BRICS) 2011 yılından itibaren düzenlenmeye başladı.

TarihEv sahibi ülke

Ev sahibi şehir

1.16 Haziran 2009

Yekaterinburg

2.15 Nisan 2010

Brasília

3.14 Nisan 2011

Sanya

4.29 Mart 2012

Yeni Delhi

5.26-27 Mart 2013

Durban

6.14-16 Temmuz 2014

Fortaleza

7.8-9 Temmuz 2015

Ufa

8.15-16 Ekim 2016

Goa

9.Eylül 2017

Xiamen

Kaynakça

Kategori:Ülke sınıflandırmaları Kategori:Brezilya'nın dış ilişkileri Kategori:Rusya'nın dış ilişkileri Kategori:Hindistan'ın dış ilişkileri Kategori:Çin'in dış ilişkileri Kategori:Güney Afrika Cumhuriyeti'nin dış ilişkileri Kategori:Ekonomi tarihi Kategori:Ekonomi terimleri


Bu makale Creative Commons Attribution-Share-Alike License 3.0 altında yayınlanan
Wikipedia makalesi BRICS, materyallerini kullanır.

Teoloji


 Teoloji sözcük anlamı olarak tanrıbilim demektir. (Yunanca , theos, "Tanrı", +, logos, "bilim"), ilahiyat.

Bugün sıklıkla dini konular ile ilgilenen bilim anlamında kullanılmaktadır. Teoloji ile ilgilenen kişiye, teolog, ilahiyatçı veya tanrıbilimci denir. Dinsel yorumlama.

Modern öncesi dönemde kurulan pek çok üniversite kilise okulları manastır kurumlarından doğmuş olmalarından teoloji ortaçağlarda üniversitelerin temel araştırma alanlarının en ön sıralarında gelmekte ve teolojiye "Bilimlerin Kraliçesi" (The Queen of the Sciences) adı verilmekteydi. Bu önceliğinden ötürü bu okulların müfredatlarında kilise kanunları gibi dersler yer almakta ve bununla kiliseye hizmet edecek genç insanları yetiştirmeleri amaçlanmakta hatta bu üniversitelerin dua etme, vaaz verme veya ayinleri de içeren şapelleri (küçük kilise) de bulunmaktaydı.

Aydınlanmayla birlikte üniversiteler değişmeye ve ve hümanistik bir perspektifle farklı alanlardaki konuları öğretmeye başladılar. Teoloji artık ana konular arasında yer almıyordu ve üniversiteler, kurulu kiliselere din adamı yetirmenin dışında da amaçlar edinmeye başlamışlardı. Sonuç olarak teoloji, aynı konuyu ele alan diğer akademik disiplinlerden onun inancı içinden ele almasıyla ayrıldı. Çoğu Kilise Babası teologu "hakiki olarak dua eden" kişi olarak tanımlamaktadır, dindar olmayan teologlar bu görüşle uyuşmasa da teoloji aşağıdaki disiplinlerden ayırt edilmelidir;

  • Karşılaştırmalı din / Dini araştırmalar - Comparative religion / Religious studies
  • Din Felsefesi - Philosophy of Religion
  • Din Psikolojisi - Psychology of Religion
  • Dinler Tarihi - History of Religions
  • Din Sosyolojisi - Sociology of Religion

Tüm bu disiplinler dine hümanistik varsayımlarla yaklaşır ve teolojiden farklı olarak dini inanç ve deneyimin tek biçimliliğini (uniformity) öne sürerler.                                                                                                                                                  Hristiyan teolojisinin alt dalları

  • Angelology - Melek bilim
  • Bibliology - Vahyin doğası ve vasıtaları
  • Hermenötik - Kutsal metnin yorumu
  • Christology - İsa Mesih, Mesihin doğası, Mesihteki ilahi ve beşerilik arası ilişki
  • Misyoloji - İncil mesajının yayılmasının yolları, metodolojisi
  • Soteryoloji - Kurtuluşun yolları ve araçları
  • Patroloji - İlk dönem Kilise Babalarını inceler.                                                                                                       Hristiyan Teolojisi ve İslam İlahiyat                                                                                                                    Hristiyan teolojisi içinde toplumsal kurallar ve davranış biçimlerini, peygamberin sözlerini ve tarihi de barındıran İslam ilahiyatından bir yönüyle benzeşmekte bir yönüyle de ayrılmaktadır. Tanrı ve fizikötesi diğer konuları felsefe dilini özellikle Aristocu felsefe metotlarını kullanarak ispatlamaya çalışmasıyla Hristiyan teolojisi ve İslam kelamı birbirine çoğunlukla benzemektedir, ancak İslam ilahiyatı bu apolejetik (dini savunma) ihtiyacını kelamla savunurken bir yandan da fıkıh denilen ve bugünkü hukuk ve siyaset bilimi içine giren alanlarda da hem nassa (dogmaya) dayalı tasvir hem de nass ile bağlı akılla (fıkıh Arapça'da anlamaya çalışmak manasına gelmektedir) oluşan yeni durumlara dinden hüküm ortaya koymaya çalışmıştır. Her iki dinin karakteristik yapısı teolojileri arasında böyle bir farkın ortaya çıkmasına yol açmıştır. İslam kelamının Islamic Theology ile İslam hukukunun da Islamic Law olarak İngilizce'ye çevirilmesinin ardında da bu ayrımları belirtme ihtiyacı bulunmaktadır.

Giyotin Üzerine


Giyotin, idam mahkumunun kafasını üst taraftan kesmek prensibiyle yapılmış bir çeşit idam aracıdır. Giyotin ilk kez 1792 yılında Jacques Nicholas Pelletier adlı bir hırsızı idam etmek için kullanılmıştır.                                                                                                     Giyotin, belirtildiği gibi Fransız Devrimi ile adını duyurmuştur. Kendisinden çok önce, Avrupa'nın uzun yıllar kullandığı giyotin benzeri araçlar bulunsa da Fransız yapımı bu makine standart bir idam biçimi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Alet, adını mucidi Joseph-Ignace Guillotin'den alır. Bir doktor olan Guillotin aynı zamanda bir meclis üyesidir. İdam cezalarını infaz etmek için bir makine tasarlar. Amaç daha "insancıl" ve eski rejimden daha modern, daha devrimsel bir idam cezası uygulamaktır.

Fransa'da giyotinden önce soylular genellikle kılıçla ya da baltayla idam ediliyordu. Bunun yanında asılma da yaygın bir idam biçimiydi. Tüm bunların yanında çok acı veren yakılma ve eziyet içeren cezalar da bulunuyordu. Bu, giyotine göre eski ve geri kalmış yöntemlerde idam bir anda gerçekleşmiyor, acı verici bir süreç oluyordu. Hatta bu dönemde, ölüm acısız ve hızlı olsun diye kurbanın ailesi cellatlara para bile teklif ediyordu. Tüm bu şartlar altında devrimini gerçekleştiren Fransa, ölüm cezalarını da modernleştirmeliydi, bunlarla birlikte 20 Mart 1792'de giyotin resmi olarak Fransa'nın idam aleti haline geldi. 1939'da kullanımı durduruldu fakat Fransa'nın 1981'de idam cezasını kaldırmasına dek resmi idam aleti olarak kalmayı sürdürdü. Bu döneme dek idamlar ya giyotinle ya da kurbanlara tüfekle ateş edilerek infaz edilirdi.

Antoine Louis (1723-1792), Chirurgicale Akademisinin bir üyesiydi ve giyotin konseptini ilk olarak gerçekleştiren insandı. Geliştirdiği bu alete "lousion" ya da "loisette" deniyordu ve giyotinin atası sayılırdı. Kurbanın kafasını tutan iki parçalı tahta (lunette) ve belirli bir açıya sahip bıçak, Louis'in makinasında da bulunuyordu.

Giyotin ilk kez Nicolas J. Pelletier'in idamında, 25 Nisan 1792 tarihinde kullanıldı.

Mucit Guillotine hakkında yayılmış bir mit ise kendisinin, mucidi olduğu giyotinle öldürüldüğüdür; ancak, bu yanlıştır. Dr. Guillotine 26 Mayıs 1814'te doğal sebeplerden ötürü ölmüştür. Dr. Guillotine, aletin ve idam şeklinin kendi soyadıyla anılmasından rahatsız olmuş ve soyadını değiştirmiştir.                                                                                              

Terörün tırmanışı

Haziran 1793 - Temmuz 1794 arası Fransa'da "Terörün Tırmanışı" ya da kısaca "Terör" olarak adlandırılır. Monarşinin çöküşünün ardından yaşanan karışıklık, yabancı monarşist güçler tarafından saldırıya uğrama korkusu ve monarşi sonrası karşı-devrim partileri Fransa'yı tamamiyle bir paranoyaya sürükler. Devrimin gerçekleştirdiği demokratik reformların birçoğu bu dönemde iptal edilir ve giyotinli idamlar başlar. Bu dönemde Maximilien Robespierre, hükümetin en kuvvetli adamlarından biri haline gelir ve Terör'ün simgesi sayılır. Devrim Mahkemesi, binlerce insanı giyotine sürükledi. Asiller ve halk, entelektüeller, politikacılar, fahişeler... Herkes her an idam edilebilirdi. "Madam Giyotin" olarak anılan bu makineyle tanışmak için "cumhuriyet karşıtı" ifadesi bile yeterliydi. Giyotin, "Madam Giyotin" dışında "Ulusal Jilet" olarak da adlandırılmıştır. Tahminlere göre ölü sayısı 15.000 ile 40.000 kişi arasındadır. XVI. Louis ve kraliçe Marie Antoinette 1793 yılında idam edilir. Temmuz 1794'te Maximilien Robespierre de giyotinle idam edilir.

Bu süre boyunca giyotinli idamlar, idam yerine toplanan kalabalığın popüler bir eğlencesi haline gelir. Hatta bu dönemde idam saatlerinin yazılı olduğu programlar satılmaya başlanır. Her gün gelen izleyiciler en iyi izleme yerlerini öğrenirler. İdamları izlemeleri için ebeveynler, çocuklarını da getirir. Terör'ün bitimiyle bu kalabalıklar aniden dağılır. Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.                                                                                                               Halka açık son idam mahkumu, 6 cinayet işlemiş Eugene Weidmann'dı. 17 Haziran 1939'da şu an Adalet Sarayı olan, fakat o zaman hapishane olarak kullanılan bir binada kafası kesildi. Fransa'daki son idam mahkumu Hamida Djandoubi'dir ve 10 Eylül 1977'de cezası infaz edilmiştir. Fransa'da idam cezası 1981 yılında kaldırıldı.                                                                           Fransa dışında giyotin:                                                                                                                              Fransa dışında, 1792'den çok önce giyotin benzeri aletler bulunuyordu, ancak özellikle Avrupa'daki ülkeler, bu "modern" idam makinesini kullanmayı seçmiştir.

Dikkate değer bir örnek; Almanya'nın kullandığı "Fallbeil" (Düşen Balta) denen alettir. Bu alet çeşitli Alman eyaletlerinde 17. yüzyıldan beri kullanılmaktadır hatta Napolyon Bonapart zamanında geleneksel idam aleti olur.

Giyotin ve tüfekle ateş ederek öldürme Almanya'daki legal idam yollarıdır. Almanya'da 1871-1918 arasında, Weimar Cumhuriyeti'nde ise 1919-1933 yılları arasında kullanılmıştır.

Alman Federal Cumhuriyeti'nde 11 Mayıs 1949'da 24 yaşındaki Berthold Wehmeyer adlı mahkum idam edilir ve bu giyotinli son idam olur. Batı Almanya idam cezasını 1949 yılında kaldırır. Doğu Almanya idam cezasını 1987 yılında,Avusturya ise 1968 yılında kaldırmıştır. İsveç'te ise giyotinli son idam 1910 yılında gerçekleşir.

Giyotin, Amerika Birleşik Devletleri'nde hiçbir zaman kullanılmaz. 19. yüzyılda elektrikli sandalye kullanılmadan önce tartışıldıysa da devreye girmemiştir. 1996 yılında Georgia eyaletinin meclis üyesi Doug Teper, elektrikli sandalye yerine giyotin kullanımını önerir ve suçlunun organlarının hastalara bağışlanabileceğini söyler. Ancak bu öneri kabul edilmez.      Canlı kafalar:Giyotinin ilk kullanımından itibaren Dr. Guillotin'in umduğu gibi hızlı bir ölüm yolu olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Geçmişteki idam yöntemlerinde acı çekmeyle ilgili minik kuşkular olmuştur. Ama giyotinin icadıyla, "insancıl" bir ölüm yolu olması dolayısıyla, bu konu ciddi bir biçimde tartışmaya açılmıştır. Giyotinin bıçağının kafayı vücuttan çok hızlı ayırması yüzünden kurbanın acı çekme süresini uzatması da olasıydı. Bıçağın yeterince çabuk kesmesi, beyne görece ufak bir etki yapması ve küçük bir ihtimal de olsa aniden bilinçsizlik haline geçilmesi de ihtimaller dahilindeydi.

İdamları izleyenler, hareket eden gözler ya da oynayan ağızlar hakkında sayısız hikâyeler anlatırdı. Hatta Charlotte Corday'in kopmuş kafasının ensesine atılan bir tokatta bir kızgınlık ifadesi oluştuğu bile söylenmişti.

Canlı kafalar yüzünden bilimadamları bir çok deney yaptı. Ancak parmak şıklatmalara ve isimlerin telaffuzuna rağmen herhangi bir tepkiyle karşılaşmadılar. Büyük ihtimalle damarların büzülmesi, gibi bir sebepten dolayı kafaların surat ifadelerinin değiştiği söylendi.Fakat yine de bununla ilgili şüpheler devam etmektedir...